İtalya ve Türk Sorunu 1919-1923 Kamuoyu ve Dış Politika

Stok Kodu:
9789750805240
Boyut:
170-240
Sayfa Sayısı:
284
Basım Yeri:
İstanbul
Baskı:
2
Basım Tarihi:
2010-05
Çeviren:
Nevin Özkan, Durdu Kundakçı
Kapak Türü:
Karton
Kağıt Türü:
2. Hamur
Dili:
Türkçe
0,00
9789750805240
22773
İtalya ve Türk Sorunu 1919-1923 Kamuoyu ve Dış Politika
İtalya ve Türk Sorunu 1919-1923 Kamuoyu ve Dış Politika
0.00
Fabio L. Grassi, Türk tarihine ışık tutacak kapsamlı bir çalışmayla Türk okurunun karşısında. İtalya ve Türk Sorunu'nda 1919- 1923 yılları arasında faşizmin yükselişine tanık olan İtalyan yönetici gruplarının Anadolu toprakları üzerinde siyasal ve ekonomik egemenlik sağlama girişimlerini anlatıyor. Yazar, Anadolu toprakları üzerindeki emperyalist kavgayı anlatırken, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğduğu tarihsel süreci ve Kurtuluş Savaşı'nı Türk okuru açısından da yeni bir açıdan değerlendiriyor.

Tadımlık
17 Aralık'ta kimi "Jöntürkler" ile gizlice görüşmeyi kabul etti. Sforza, Sonnino'ya gönderdiği raporunda bu kişiler arasında "Fethi Bey" ve "Çanakkale kahramanı İsmail Kemal Paşa'nın adını anar (56). "Fethi Bey" büyük olasılıkla o zaman İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin yetkili bir temsilcisi ve sonra da önemli bir siyaset adamı ve Büyükelçi olan Fethi Okyar'dır. "İsmail Kemal" ise, kuşkusuz, Mustafa Kemal Atatürk'tür. "Çanakkale kahramanı"nın adındaki yanlışlık, Sforza'nın Türk gerçeğini henüz tam olarak öğrenemediğini düşündürüyor. Kaldı ki, Corriere della Sera da Türk devrimcisinden ilk kez söz ettiğinde, -tarih Ağustos 1919 idi- adını yanlış yazar (57). Sforza, Kemal'i doğrudan İttihatçılarla birlikte gösterdiği anda ikinci kez yaklaşım hatasına düşüyordu. Aslında Kemal'in İttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilişkileri her zaman tartışmalı olmuş, ama ne olursa olsun, tam ve organik bir katılım olmamıştır. Ancak böyle bir ayrımın, bir yabancı gözlemci için hiç de kolay olmadığını kabul etmek gerek. Sonraki yıllarda da, " Jöntürk", "İttihatçı", "Kemalist" ve "Milliyetçi" gibi terimler (yanlış olarak) eşanlamlıymışçasına kullanılmaya devam edildi. Kaldı ki bu karışıklık karşıt amaçlarla, hem Kemalistlerin, hem de onlara kara çalan yabancıların işine geliyordu (58). 17 Aralık buluşması büyük pratik sonuçlar doğurmuş gözükmüyor. Daha çok, gerçekdışı, sahte bir bilgelik (İtalyan politikası) ile akıllı bir uzlaşmazlığın (Kemal politikasının) karşı karşıya geleceği bir olaya eğitici bir giriş gibi görünmektedir. Yüksek komiser konuklarına Türklerin öteki halklara geniş özerklikler vermesi ve batılı ülkelerden kendiliğinden eşit bir koruma isteyerek yabancı müdahaleleri önlemesi gerektiğini söyledi. Milliyetçiler ise bunun tam tersini yapacaklardır. Muhatapları yüksek komisere teşekkür ederler ve ona, genel olarak, iktidara döndükleri takdirde İtalyan yanlısı bir politika izleyecekleri konusunda söz verirler. Sonraki aylarda Sforza ve Kemal dostça bir ilişki içinde kaldılar (59). Zaten çok derin olan Müttefiklerarası çelişkiler henüz "Türk karşıtı" ya da "Türk yanlısı" politikalar biçiminde netleşmemişti: örneğin, o dönemde, Sonnino ve Sforza, Fransızların kapitülasyonların hemen ve bütünüyle yeniden canlandırılması isteğini İngiltere'ye karşı desteklemekte tereddüt etmiyorlardı. Fransa, İtalyan desteği sayesinde İngiliz çekincelerini aşabildi. Müttefiklerin verdiği ve Osmanlı hükümetinin reddettiği emri hazırlayan Sforza idi (60). Çıkarlarını korumak için galipler uyumlu bir politika yürütmeyi hiç düşünmüyorlardı. Örneğin, 7 Şubat'ta Sforza, İngiliz üstünlüğünü engellemek için, Fransızların Türklere yakınlaşmaya çalıştığını Sonnino'ya bildirdi. İtalyan hükümeti, doğal olarak, bir tarafın ya da öteki tarafın aşırı üstünlüğünü önlemeye çalışıyordu. Bu nedenle, Osmanlı hükümetinin Fransa'dan borç istemesine engel olmak için, önce İngiltere ile işbirliği yaptı, sonra da Türk maliyesinin İngiliz askeri idaresi tarafından fazla denetlenmesini engellemeye çalıştı (61). Paris'te işler daha da kötü gidiyordu. Osmanlı doğu dünyasına çeki düzen verme konusunda gülünç öneri ve tasarılar kargaşası yaşıyordu. Başkalarının görüş ve davranışlarının her gün değişmesinden şaşkına dönmüş olan İtalyan Heyeti kendini etkin bir özne, bağımsız ve yararlı bir çözüm getirici olarak sunmakta yetersiz görünüyordu. Birkaç örnek vermek gerekirse; bir gün Venizelos isteklerini öyle bir biçimde yeniler ki, İtalyan Heyeti bunların kendi tezlerine karşıt olduğunu belirtir; ertesi gün Venizelos İtalyan çıkarlarına saygılı olduğunu söyler, bu da Orlando'yu yatıştırmaya yeter. Ancak bu arada Yunan isteklerini görüşmek üzere özel bir komisyon kurulur ve burada Venizelos bazı nüfus istatistikleri göstererek Trakya ile Anadolu'nun Ege kıyılarını ister. İşte ancak o zaman Sonnino, Sforza'dan, Giritli liderin rakamlarının doğru olup olmadığını gösteren ve mümkünse çürüten belgeler bulmasını ister. 27 Mart'ta Sforza, Trakya'nın etnik yapısını gösteren ve Venizelos'un savlarını yalanlayan büyük bir harita gönderir (62).
Fabio L. Grassi, Türk tarihine ışık tutacak kapsamlı bir çalışmayla Türk okurunun karşısında. İtalya ve Türk Sorunu'nda 1919- 1923 yılları arasında faşizmin yükselişine tanık olan İtalyan yönetici gruplarının Anadolu toprakları üzerinde siyasal ve ekonomik egemenlik sağlama girişimlerini anlatıyor. Yazar, Anadolu toprakları üzerindeki emperyalist kavgayı anlatırken, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğduğu tarihsel süreci ve Kurtuluş Savaşı'nı Türk okuru açısından da yeni bir açıdan değerlendiriyor.

Tadımlık
17 Aralık'ta kimi "Jöntürkler" ile gizlice görüşmeyi kabul etti. Sforza, Sonnino'ya gönderdiği raporunda bu kişiler arasında "Fethi Bey" ve "Çanakkale kahramanı İsmail Kemal Paşa'nın adını anar (56). "Fethi Bey" büyük olasılıkla o zaman İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin yetkili bir temsilcisi ve sonra da önemli bir siyaset adamı ve Büyükelçi olan Fethi Okyar'dır. "İsmail Kemal" ise, kuşkusuz, Mustafa Kemal Atatürk'tür. "Çanakkale kahramanı"nın adındaki yanlışlık, Sforza'nın Türk gerçeğini henüz tam olarak öğrenemediğini düşündürüyor. Kaldı ki, Corriere della Sera da Türk devrimcisinden ilk kez söz ettiğinde, -tarih Ağustos 1919 idi- adını yanlış yazar (57). Sforza, Kemal'i doğrudan İttihatçılarla birlikte gösterdiği anda ikinci kez yaklaşım hatasına düşüyordu. Aslında Kemal'in İttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilişkileri her zaman tartışmalı olmuş, ama ne olursa olsun, tam ve organik bir katılım olmamıştır. Ancak böyle bir ayrımın, bir yabancı gözlemci için hiç de kolay olmadığını kabul etmek gerek. Sonraki yıllarda da, " Jöntürk", "İttihatçı", "Kemalist" ve "Milliyetçi" gibi terimler (yanlış olarak) eşanlamlıymışçasına kullanılmaya devam edildi. Kaldı ki bu karışıklık karşıt amaçlarla, hem Kemalistlerin, hem de onlara kara çalan yabancıların işine geliyordu (58). 17 Aralık buluşması büyük pratik sonuçlar doğurmuş gözükmüyor. Daha çok, gerçekdışı, sahte bir bilgelik (İtalyan politikası) ile akıllı bir uzlaşmazlığın (Kemal politikasının) karşı karşıya geleceği bir olaya eğitici bir giriş gibi görünmektedir. Yüksek komiser konuklarına Türklerin öteki halklara geniş özerklikler vermesi ve batılı ülkelerden kendiliğinden eşit bir koruma isteyerek yabancı müdahaleleri önlemesi gerektiğini söyledi. Milliyetçiler ise bunun tam tersini yapacaklardır. Muhatapları yüksek komisere teşekkür ederler ve ona, genel olarak, iktidara döndükleri takdirde İtalyan yanlısı bir politika izleyecekleri konusunda söz verirler. Sonraki aylarda Sforza ve Kemal dostça bir ilişki içinde kaldılar (59). Zaten çok derin olan Müttefiklerarası çelişkiler henüz "Türk karşıtı" ya da "Türk yanlısı" politikalar biçiminde netleşmemişti: örneğin, o dönemde, Sonnino ve Sforza, Fransızların kapitülasyonların hemen ve bütünüyle yeniden canlandırılması isteğini İngiltere'ye karşı desteklemekte tereddüt etmiyorlardı. Fransa, İtalyan desteği sayesinde İngiliz çekincelerini aşabildi. Müttefiklerin verdiği ve Osmanlı hükümetinin reddettiği emri hazırlayan Sforza idi (60). Çıkarlarını korumak için galipler uyumlu bir politika yürütmeyi hiç düşünmüyorlardı. Örneğin, 7 Şubat'ta Sforza, İngiliz üstünlüğünü engellemek için, Fransızların Türklere yakınlaşmaya çalıştığını Sonnino'ya bildirdi. İtalyan hükümeti, doğal olarak, bir tarafın ya da öteki tarafın aşırı üstünlüğünü önlemeye çalışıyordu. Bu nedenle, Osmanlı hükümetinin Fransa'dan borç istemesine engel olmak için, önce İngiltere ile işbirliği yaptı, sonra da Türk maliyesinin İngiliz askeri idaresi tarafından fazla denetlenmesini engellemeye çalıştı (61). Paris'te işler daha da kötü gidiyordu. Osmanlı doğu dünyasına çeki düzen verme konusunda gülünç öneri ve tasarılar kargaşası yaşıyordu. Başkalarının görüş ve davranışlarının her gün değişmesinden şaşkına dönmüş olan İtalyan Heyeti kendini etkin bir özne, bağımsız ve yararlı bir çözüm getirici olarak sunmakta yetersiz görünüyordu. Birkaç örnek vermek gerekirse; bir gün Venizelos isteklerini öyle bir biçimde yeniler ki, İtalyan Heyeti bunların kendi tezlerine karşıt olduğunu belirtir; ertesi gün Venizelos İtalyan çıkarlarına saygılı olduğunu söyler, bu da Orlando'yu yatıştırmaya yeter. Ancak bu arada Yunan isteklerini görüşmek üzere özel bir komisyon kurulur ve burada Venizelos bazı nüfus istatistikleri göstererek Trakya ile Anadolu'nun Ege kıyılarını ister. İşte ancak o zaman Sonnino, Sforza'dan, Giritli liderin rakamlarının doğru olup olmadığını gösteren ve mümkünse çürüten belgeler bulmasını ister. 27 Mart'ta Sforza, Trakya'nın etnik yapısını gösteren ve Venizelos'un savlarını yalanlayan büyük bir harita gönderir (62).
Kapat